11 Haziran 2013 Salı

Bu Ne Pehriz, Ne Lahana Turşusu

 
İsrail gizli servisi MOSSAD’ın tepe ismi Tamir Pardo, önceki gün gizlice geldiği Türkiye’de MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la, Suriye, İran ve Gezi Parkı konularıyla ilgili görüştü.
İsrail’e ait özel bir uçakla önceki sabah Türkiye’ye gelen MOSSAD’ın, Türk ve Sırp kökenli Başkanı Tamir Pardo, mevkidaşı Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı Hakan Fidan’la bir araya geldi. Pardo ve Fidan, Suriye’deki son durum hakkında bilgi paylaşımında bulundular ve İran’ın bu ülkedeki etkinliği üzerine görüştüler. Temmuzda yapılması planlanan ve Suriye’nin kaderinin büyük ölçüde belirleneceği Cenevre süreci öncesinde gerçekleşen kritik görüşmede, iki ülke arasındaki istihbarat paylaşımı da ele alındı. Pardo’nun, Fidan’a, İran Devrim Muhafızları’na bağlı askerlerin, Suriye’de El Muhaberat örgütüyle birlikte Türkiye aleyhine faaliyet gösterdiği yönünde bazı bilgiler sunduğu da ileri sürüldü.
Pardo ve Fidan, görüşmede Gezi Parkı nedeniyle başlayan protestoları da değerlendirdi ve bölgedeki ülkelerin istihbarat birimlerinin protestolarda etkili olup olmadığını konuştu. Pardo, Başbakan Tayyip Erdoğan’la görüşmek için randevu talebinde bulundu. Ancak Erdoğan, görüşme talebiyle ilgili henüz geri bildirim yapmadı.

10 Haziran 2013 Pazartesi

Yeni Alkol Yasası

Kaynak: http://www.radikal.com.tr/turkiye/yeni_alkol_duzenlemesi_neler_getiriyor-1137075

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, kamuoyunda tartışma yaratan alkol düzenlemesini de içeren yasayı, 15 günlük inceleme süresinin bitimine bir gün kala onayladı. Yasa ile birlikte içki satışlarına sınırlaması da geldi.

Buna göre artık saat 22.00’dan sabah 06.00’ya kadar içki satışı yapılamayacak. Bunun turizm bölgeleri de dahil hiçbir istisnası olmayacak. Bu yasağı ihlal edenlere yani satış yapanlara 20 bin lira ile 100 bin lira arasında değişen idari para cezası uygulanacak. Yine dizilerle ilgili cezalarda ise Radyo Televizyon Üst Kurulu devreye girecek.

Yasanın yürürle girmesi ile birlikte yasakların detayları Tütün Alkol Piyasası Düzenleme Kurulu tarafından çıkarılacak yönetmelikler belirlenecek. Örneğin yasada alkol satışının sunumuna ilişkin detay yer almıyor. TAHDK, piknik alanlarında bu yasadaki ifadeye dayanarak yasak getirebilecek. İşte yeni yasa ile ilgili merak edilen sorular ve yanıtları:

* SAAT YASAĞI NEREDE UYGULANACAK? Artık gece 22.00’dan sonra bakkal, büfe gibi içkinin şişe olarak satıldığı yerlerden içki alınamayacak. Bu yasağa süpermarket, hipermarketler de dahil. Barlarda, restaurantlarda açık olarak içki tüketimine ilişkin bir sınırlama yok. Ancak dışardan herhangi bir büfeden alınamayacak.

* TURİZM BÖLGELERİ KAPSAMDA MI? Düzenlemede herhangi bir bölge ayrımı yok. Yani
Türkiye’nin her yerinde artık saat 22’den sonra satış olmayacak.

* SATIŞ YAPILIRSA NE OLUR? Satışı yapan büfe ya da bakkala idari para cezası verilecek. Bu ceza 2013 yılı için 20 bin lira ile 100 bin lira arasında. Cezayı mülki amirler uygulayacak.

* İÇKİNİN HER TÜRLÜ REKLAMI YASAK MI? Artık alkollü içkilerin her ne surette olursa olsun reklamı ve tüketicilere yönelik tanıtımı yapılamayacak. Bu ürünlerin kullanılmasını ve satışını özendiren veya teşvik eden kampanya, promosyon ve etkinlik yapılamayacak. Sadece uluslararası düzeyde tanıtımına yönelik ihtisas fuarları düzenlenebilecek. Alkollü içkileri üreten, ithal eden ve pazarlayanlar, her ne suretle olursa olsun, hiçbir etkinliğe ürünlerinin marka, amblem ya da işaretlerini kullanarak destek olamayacak. Televizyonlarda yayınlanan dizi, film ve müzik kliplerinde alkollü içkinin özendirici görüntülerine yer verilemeyecek. Alkollü içkilerin marka, amblem ve logosu bulunan mevcut soğutucular işyerlerinin kapalı bölümlerinde bulunması kaydıyla 3 yıl boyunca kullanabilecekler.

* BAĞ BOZUMU, ŞARAP TADIMI ETKİLENECEK Mİ? İçki tanıtımı sadece uluslararası düzeyde tanıtımına yönelik ihtisas fuarları ile bilimsel yayın ve faaliyetlerde yapılabilecek. Bağ bozumu ya da şarap tadımı etkinliklerinin durumu belirsiz. Sektör yetkilileri bağ bozumu yapıldığında bir gazetecinin bu tanıtımda yer alması halinde bunun ihlal anlamına gelebileceğini belirtiyor. Muğlak olan bu durumun daha sonra ikincil mevzuatlarda açıklığa kavuşması bekleniyor. Yine
internet üzerinden ya da bir dergide makale çıkması durumu da karışık. Bir dergide ‘şarap’ ile ilgili bilimsel bir makalenin reklam amaçlı olup olmadığına TAPDK’nın karar vermesi gerektiği üzerinde duruluyor. Ya da bir kişinin twitter üzerinden bir marka belirterek görüşünü paylaşmasının reklam olup olmadığı belirsiz.

* REKLAM YASAĞI KİMLERİ ETKİLEYECEK? Yasa Resmi Gazete’de yayımlandıktan sonra artık hiç bir yerde alkol ile ilgili reklam yer alamayacak. Reklam yasağı yılın başında reklam bağlantısı yapılmış bütün gazete ve televizyonları olumsuz etkileyecek. Sadece basılı medyadaki zararın yüzde 30 civarında olacağı tahmin ediliyor.

* 100 METRE YASAĞI MEVCUT BAR, RESTAURANTLARI KAPATACAK MI? 100 metre yakınında örgün eğitim kurumları ve dershaneler, öğrenci yurtları ve ibadethane olan yerlerde içki satışı ya da tüketimi yapılamayacak. Bu mesafe şartı turizm belgeli işletmeler için uygulanmayacak. Ayrıca daha önce açılmış yerlerin ruhsatları da kazanılmış hak kapsamında. İçki satışı ruhsatı olan bir yerin sahibi işletmesini eşine çocuğuna devredebilecek. Ancak üçüncü bir kişiye sattığında ya da markasını değiştirdiğinde kazanılmış hakkını kaybedecek. Bu durum ticari işletmelerin değerini etkileyebilecek ve orta vadede eğer satışları iyi değilse kapatılmasını gündeme getirecek.

* ALKOL SATIŞINDA YAŞ SINIRI VAR MI? Alkollü içkiler, tüketilmek veya beraberinde götürülmek üzere 18 yaşını doldurmamış kişilere satılamayacak.

* SAHİLLE VE KIR DÜĞÜNLERİ NE OLACAK? Yasaya göre meskun mahaller ve konaklama yerleri hariç olmak üzere; otoyollardaki ve devlet karayollarındaki yapı ve tesislerde alkollü içki satışına ve tüketimine izin verilmeyecek. Öğrenci yurtları, sağlık hizmeti verilen yerler, spor müsabakası yapılan stadyum ve kapalı spor salonları, her türlü eğitim ve öğretim kurumları, kahvehane, kıraathane, pastahane, bezik ve briç salonları ile akaryakıt istasyonlarının mağaza ve lokantalarında alkollü içkilerin satışı yapılamayacak. Bu düzenlemeyle sahil yerlerinde birçok plajın yol kenarında olması gerekçesiyle içki satışının yasaklanacağı yorumlarına neden oluyor. Ya da bir kişinin büfeden içki alıp sahilde bir şezlongta içkisini içip içemeyeceği veya kır düğünlerinin yasa kapsamında olup olmayacağı da tartışmalı. Bu konularında ikincil düzenlemelerde yani yönetmeliklerde açıklığa kavuşturulması bekleniyor.

* ALKOLLÜ ARAÇ KULLANANA ALKOLMETREYİ ÜFLEMEYENE CEZA VAR MI?: 0,50 promilin üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülere 700 lira idari para cezası verilecek ve sürücü belgesi 6 ay geri alınacak. Alkolmetreyi üflemeyenler hem alkollü sayılacak hem de 2 bin lira idari para cezasına çarptırılacak ve sürücü belgesi 2 yıl geri alınacak. Özel otomobil sürücüleri bakımından 0,50 promilin, diğer araç sürücüleri bakımından 0,20 promilin üzerinde alkollü sürücülerin trafik kazasına sebebiyet vermesi halinde ayrıca TCK’nın ilgili hükümleri uygulanacak.

* ÖZEL ARAÇTA SİGARA VE NARGİLE YASAK MI? Sigara ve diğer tütün ürünlerinin, özel araçların sürücü koltuklarında da içilmesi yasak olacak. Tütün içermeyen ancak tütün mamulünü taklit eder tarzda kullanılan her türlü nargile ve sigara, tütün ürünü kabul edilecek.

9 Haziran 2013 Pazar

Sırrı Süreyya Önder

Sırrı Süreyya Önder hakkında söylenecek çok şey var...Ama biraz kafayı toparlayayım da... Zaten biliyorsunuz on numara adam...

Hürriyet muhabiri Cansu Çamlıbel'in yaptığı orijinal söyleşinin link'i: http://www.hurriyet.com.tr/gundem/23470602.asp

Kendisi:

BDP’ye neden heyetin iki kişiye indirildiğine dair bir gerekçe iletilmedi. Ancak biliyorlar, veto Önder’in Gezi Parkı direnişinin başını çekmesine hükümetin yanıtı. Oysa Sırrı Süreyya Önder, direnişin en hararetli günlerinde gerilimin hafiflemesi için devletin en tepesindeki isimlerle protestocular arasında bir köprü kurmaya çalışmıştı. Bugün bir hayli yorgun, hafif buruk ama çok umutlu, gençlerin başlattığı bu hareketin hayırlara vesile olacağından.

ÖCALAN VETOYA SERT TEPKİ GÖSTERMİŞ

* Hükümet geçen cuma günü Öcalan ile görüşmeye giden BDP heyetinde olmanızı neden istemedi?
Muhtemelen Gezi Parkı direnişi huzursuz etti hükümeti. Bende emanet bilinci var. Bu süreçte devlet, İmralı, PKK ve KCK emanetlerini verdiler bana. Ben de hep bu emanet bilinci ve sorumluluğuna uygun olarak davrandım. Bu iş bir getir götür işinden öte bir şeydi. Bizatihi yoğun tartışmalar yürüttük, hem Sayın Öcalan ile, hem PKK ve KCK yetkilileriyle, hem de devletle. Dolayısıyla bu kararlarda ortaklaşma süreci boyunca kişisel inisiyatifimi, birikimimi, aklımı hep barıştan yana, demokrasiden yana ve bu kirli savaşı sona erdirmekten yana kullandım. İnsan hayatını aziz bilip ona göre tutum aldım. Onun için gayet içim rahat. Barış süreci konusundaki tutumum çok net. Bunu yeryüzünde benim kadar isteyen, benim kadar katkı sunmak için çabalayan az insan vardır diye düşünüyorum. Bu süreç nereye giderse gitsin bu katkım ve bu tutumum değişmeyecektir. Katkı sunmak için heyette olmaya gerek yok. Ama bu tutumdan dolayı müdahale etme hakkını kendinde görmek nobranlıktır. Demokrasiyle ve ahlaki bir tutumla bağını kurmak güçtür.

* ‘Devlet, benim adamım her konuda benimle senkronizasyon içinde olmalı’ diye mi bakıyor?
Süreç boyunca devletten ya da PKK’den ya da Sayın Öcalan’dan bana ‘Bizim adamımız ol’ gibi bir telkin gelmedi. Burada zaten tırnak içinde adamı olacaklara ihtiyaç yok. Adamı olacak olanlar bu sürece katkı sunamazlar. Haklar, özgürlükler ve barış süreci birbirinin karşıtı olarak konumlandırılacak şeyler değil. Tam tersine Kürt halkı silahlı mücadeleyi geride bırakmanın tek yolu olarak demokratik siyaset ve ona uygun anayasal bir ülke talep etti. Bunu da herkes için istediler. Bu anlamda yaşanan sürece zarar verici bir şey. Hem Gezi direnişi ile barışı birbirine karşıt olarak konumlandırmak sürece zarar verir. Bizatihi özgürlük alanlarını açmak yerine daraltmayı tercih etmek sürece dair kuşku uyandırır. Paylaşmak yerine hâlâ ‘Ben belirlerim’ tavrı gider bir gün de Kürtlerin duvarına çarpar. Sıkıntılı bir şey ve laubaliliktir.

* Öcalan sizin heyetten çıkarılmanıza ne tepki vermiş?/_np/4338/20434338.jpg
Duyduğum kadarıyla sert bir tepki göstermiş. Hükümeti uyarmış.

* ‘Gezi direnişi ile barış süreci birbirine karşıt olarak konumlandırılamaz’ dediniz. Ancak Gezi olayında BDP eşbaşkanları biraz sessiz kalmayı tercih etti, rengini belli etmekten biraz kaçındı sanki. Neden? Partimizin ve eşbaşkanlarımızın normalde tutumları çok net. Ama bir temkinli olma hali de var. Çünkü Kürt halkı, Kürt siyasal hareketi daha önce ‘Süreci siz bitirdiniz, bozdunuz, sabote ettiniz’ şeklinde büyük iftiralara uğradılar. Büyük bir sabır, temkin ve kararlılıkla bir daha böyle bir iftiranın muhatabı olmama duygusu belki çok daha aktif katılımı ve çok daha yüksek sesli bir duruşu engellemiş olabilir. Bunu da anlayışla karşılamak lazım. Söz konusu yitip giden canlar olunca Kürtler ‘Acaba vereceğimiz tepki yanlış anlaşabilir mi’ diye bir duyarlılık içindeler. Salt bu konuda değil, hayatın her alanında bu böyle. Bu kaygıyı çok anlıyorum ama hak arama siyasetinde siyasi bir zekâ ve sağlam bir politik hat daima bunu da barışa hizmet edecek bir noktaya evirir. Ben daha ileri giderek bir şey söyleyeyim; barışı artık bu Gezi Parkı’nda ortaya çıkan irade getirecektir.

BU ÇOCUKLARA YAPILACAK KÖTÜLÜK ‘KEMALİST’ DİYE KODLAMAK

* Nasıl olacak bu?
Bu irade gerçek anlamda bir barışı mümkün kılabilecek bir iradedir. Bu iradeyi kimse küçümsememeli. Bu iradeyi ‘İlk 3 gün iyiydi, son 5 gün kötüydü’ diye kimse bölmeye çalışmasın. Bu iradeyi ‘İyi ama içinde falancalar da vardı’ diye kimse değersizleştirmeye çalışmamalı. Bütün bunların hepsi bu ülkenin gerçeğidir. Birlikte yaşayan insanların karar süreçlerine de birlikte dahil olmaları gerekir. Ben tam tersine barışın artık daha mümkün olduğunu düşünüyorum. Bu meseleyi ben Gezi Parkı’nda yeni nesil devrimcilerle çok konuştum. Hayatımın en bahtiyar günlerini geçirdim. Bana baba, amca demelerinin yarattığı burukluğu bir kenara bırakırsak, bu çocuklara Kürt meselesini anlattığımda bizim bütün siyasal hafızamız, ezberimizden başka bir reaksiyon geliyor. ‘Abi başka bir halk varmış ve bunların kendi dillerini konuşmalarını engelliyormuşuz. Ya bu manyaklık’ diye tercüme ediyor. Meseleyi çapaklarından arındırdığınızda bu kadar basit aslında. İşte bu çocuklar, bu anlayış Kürt halkı üzerindeki bütün bu saçma sapan hak gasplarını da hayatın dışına itebilecek bir anlayıştır. Onun için de bu çocuklara yapılabilecek en büyük kötülük bunları Kemalist diye kodlamaktır. Öyle değiller çünkü.

O MEYDANDA TEK BİR KEMALİST VAR: AKP

* Aralarında kendilerini bizzat Kemalist olarak tanımlayan, ‘Mustafa Kemal’in askerleriyiz’ diye slogan atan da çok vardı ama.
Atatürk’ün kendisi Kemalist değildi. Bu sonradan uydurulmuş, dizayn edilmiş bir şey. Ve bütün sıkıntıların ihraç edildiği bir alan. Hiçbir dünya görüşü bu kadar yükü çekemez. Her derde derman ebegümeci gibi bir şey olamaz. Kemalizme, Kemalistlerin yüklediği anlam onu ortadan çatırdatacak hacimde. Ama bir yöntem olarak Kemalizmden bahsediyorsak bugün meydanda bir tane Kemalist var, o da AKP hükümeti. Ben onları neo-Kemalist olarak değerlendiriyorum. Hadleri olmayan bir toplum mühendisliğine soyundular. Kemalizm de öyle yapardı.

O AĞAÇLAR KIYAMETTE BİZE ŞAHADET EDECEK

* Dini hassasiyetleri olanları, muhafazakâr kesimi dışlayan bir hareket miydi bu?
Hayır, tam tersine. Muhafazakârlık başka şey ama İslami camia buna yüksek bir ilgi ve katılım gösterdi. Kandil Gecesi’ndeki kalabalığı, etkinlikleri, ibadeti, duayı, cuma namazı için yapılan düzenlemeleri hatırlayalım. Tam Türkiye’nin ihtiyacı olan şeyin gerçekleşmekte olduğunu görüyoruz. İslami olmayan, hükümetin tutumudur. Eğer İslami referanslarla konuşacaksak. Ben istediğim ağacı keserim, istediğim yere istediğim şeyi yaparım demek, Allah’a şirk koşmaktır. Eğer Müslümansanız, bu ağaçlar kıyamette bizden önce dirilecekler ve bizlere şahadet edecekler. Biz bize şahadet edecek canlıların hakkını hukukunu koruyoruz. İki cihanda da vebali vardır diye başladım ben itirazıma. Akıllı olsalardı, azıcık İslami duyarlılıkları olsaydı bu hatırlatmadan tir tir titremeleri gerekirdi. Orada 50 kişiydik birinci gün, ikinci gün 300 kişiydik. Onun için islamofobya ile olanları açıklamaya çalışmak bir de mevcut günahları yetmezmiş gibi gıybetin içine düşmek demektir. Kendilerini bundan sakınmalarını dilerim. Müslümansanız eğer yeryüzünde canlı olarak yaratılmış ne varsa, ağaçlar da ümmettendir.

* Hükümet ‘Olay dışarıda Türkiye’nin güçlenmesini istemeyen güçlerin, faiz lobisinin komplosuna dönüştü, o çocuklar da alet oldu’ diye bakıyor. Haklılık payı olabilir mi?
Bunu biz bilemeyiz. Ne söylesek spekülatif olur. Ama en azından Gezi direnişinin ortak aklının içinde bir ajan olmadığını bilebilecek kadar işin içindeyim. Ama dünyada böyledir, işler böyle gittiği zaman elbette herkes parmağını sokup kendi siyasi çıkarı için orada bir pozisyon yaratmaya çalışır. Biz bunu engelleyemeyiz, denetleyemeyiz de. Ama eğer hükümetseniz bunun zeminini ortadan kaldırmak yapılacak en akıllı iş olur. Bu itirazı ortaya çıkaran nobranlıklara son verirsiniz. İtiraz kendini gözden geçirir, varsa bir yabancı komplo onların da hevesleri kursaklarında kalır. Kalsın da, kalmalı da. Ama bunun üzerinden bu kadar büyük bir toplumsal gelişme açıklanamaz. Üstelik bu yaklaşım ürkütücü de. Bu sefer halkın tümünü yabancı ajanların maşası olmak gibi bir ruh haline sokarsınız. Böyle olmadığını düşünen herkes daha fazla sinirlenir. Birileri bunu tane tane hükümete anlatmalı.

MÜSLÜMANSAN ‘BORSA ÇÖKER’ TELAŞI ETMEZSİN

* Kendi tabanını evlerinde zor tuttuğunu da söyledi.
Hükümetin tepkisinin ve savunma mekanizmasının da muhafazakârlıkla ilgisi yok. Yine onlara tane tane söylenecek şey şudur, bu sizin neo-liberal tutumunuza ve ihtiraslarınıza yönelmiş bir tepkidir. Muhafazakâr olmanıza kimse laf söyleyemez ama neo-liberal tutumunuz bu ülkenin tüm kaderini belirleyeceği için biz buna laf söyleriz. Sayın Başbakan’ı havaalanında ‘Ya Allah bismillah Allahu ekber’ diye karşılayan bir anlayışın borsa çöker diye telaş etmemesi lazım. Bu Allah’a inanmak ama güvenmemektir. Borsa dediğin faiz ve kumar alanıdır. Bu da İslam’ın iliklerine kadar men ettiği bir şeydir. Müslümansan eğer, hafazanallah borsa çöker diye ortaya çıkmamalısın. Alışmışlar İslam karşıtlığı plağını sık sık çalmaya. E baba, yok ki İslam’la bir alakanız. Sen borsayı referans gösteriyorsun.

* Taksim’de BDP’lilerin çadırına bazı saldırılar oldu. Bu iş uzun sürerse meydanlardaki gruplar arasında çatışma çıkma riski var mı?
Hükümet barış konusunda demokrasi temelli adımlar atmazsa bugün ortaya çıkan irade gerek Kürt halkında, gerek Türk halkında bu barışı sağlayacaktır. Benim buna inancım çok kuvvetlendi. Herkesin gözünden kaçan iki önemli hadise oldu. Birincisi Uludere’de BDP’li köylülerin geri çekilme etiğine uygun olmayan gelişmeler üzerine askerle BDP’nin karşı karşıya gelmesi sonucu yaşanabilecek bir çatışma ihtimaline karşı kendilerini siper etmeleri.
Provokatör kılıklı insanlar buna teşebbüs edebilirler. Fakat oradaki kitlenin yüzde 95’i tarafından bunun hemen mahkûm edileceğini ve reddedileceğini biliyorum, gördüm, yaşadım. O yönelimler olduğu zaman ben oradaydım. Elinde Türk bayrağı ve Atatürk posteri taşıyan birçok insan gelip ‘Biz asla bunu tasvip etmiyoruz. Hatta isterseniz gelip bayraklarımızla yanınızda duralım’ dediler. Bütün bunlar olurken herkesin gözünden kaçan bir hadise daha oldu. Uludere’de BDP’li köylülerin geri çekilme etiğine uygun olmayan gelişmeler üzerine askerle BDP’nin karşı karşıya gelmesi sonucu yaşanabilecek bir çatışma ihtimaline karşı kendilerini siper ettiler. Ortak yaşama kültürü, karşısındaki anlama bilincini yükselten şeylere vesile oldu.

DARBE TEŞEBBÜSÜ OLSA BEDENİMİ SİPER EDERİM

* Sandıkta başarılı olamayan kesimlerin sivil bir darbe teşebbüsümü mü aslında Gezi hareketi? Ya da buna dönüşür mü?
Ben kendi adıma şöyle söyleyeyim; bir darbe teşebbüsü olursa ben en önde kendi bedenimi siper ederim. Bunu da sadece ben yapmam. Bu alandaki insanların tamamına yakını bedenini siper eder. Sayın Başbakan’a anlatılmayan ya da görmediği ya da görmek istemediği en temel olgu bu. Kimse gayrımeşru, siyaset dışı bir yöntemle kimseyi tasfiye etmeye niyetli değil. Olamaz da zaten. Herkes bu demokratik anlayışla o alanda. Bence öncelikle bu yanlış tespitten kendilerini alıkoymaları lazım. Mesela Numan Kurtulmuş ne yapıyor bugün? Büyükşehir için ismi geçen insanlardan biriydi. Bu meselelerde çok halis düşünceleri olan bir isimdi. Tam da konuşacak günler. Tam da Ak Parti’de siyaset yapıyorsa bir hayrının olacağı günler.

* Peki devletin tepesindeki Başbakan dışındaki aktörler bu krizi nasıl yönetti?
Ben meselenin ilk gününden beri İçişleri Bakanı, İstanbul Valisi ve belediye ile sürekli görüştüm. Bir yandan direniyordum. Bir yandan da bunun alabileceği hali görerek uyarıyordum. Sayın Arınç’a da bu şekilde aktardım ve kendisiyle belli bir tartışma yürüttük. Sayın Cumhurbaşkanına sadece aktarmakla yetindim. Bir kısmını bildiğini, bir kısmını yeni duyduğunu söyledi ve sükunet telkin etti. İstanbul Valisi bu devlet şiddetini durdurabilirdi ve bu bir demokratik kazanım olarak bu ülkenin demokratik mücadele hafızasına yazılabilirdi. Vali bu duruma aymadı. ‘Polisi alandan çekin. Biz mahkeme sürecini bekleyeceğiz’ dedim. Üstelik Vali benimle görüşmüyordu, İçişleri Bakanlığı Müsteşarının telkiniyle beni aradı. İnsan hiç kimseyle öyle bir tonla konuşamaz. O tonla ancak kavga edilir. Valinin bana ilk telefon açışındaki üslup oydu. Ona rağmen ben sükunetle anlatmaya çalıştım. ‘Yönelimi görmüyorsunuz’ dedim. Vali, ‘Asla yapamam. Siz onları çekin’ dedi. Neredeyse yüzüme kapattı. Baktım ki bir metropolü yönetmekten hiçbir şey anlamamış. Bir savaş dönemi anlayışı bu. Bu İstanbul’un valileri ne hikmetse hep Diyarbakır’dan geliyor. Orada halkı yönetmek, halkla savaşmak demek onlar için. Sonra gelip aynı şeyi burada da yapmaya kalkarsan işte böyle şavullarsın. E ne oldu 4 gün sonra? Benim dediğimi yapmak zorunda kaldılar ama o gün alan 1 milyon kişi olmuştu.

HİÇBİR İLİN VALİSİ BU ÜLKEDEN KIYMETLİ DEĞİL

* Orantısız güç kullanan polisler hakkında soruşturma başlatıldığını açıkladılar. Yeterli mi?
Sayın Arınç’a da söyledim. Sorumlular için soruşturma başlatıldı, tamam; bunların istifa etmeleri demokratik ve ahlaki bir seçenektir. Hiçbir ilin valisi bu ülkeden kıymetli değildir. Görevden alma ya da istifa gibi bir mekanizma lazım. Onu da yapmadılar. O da olacak.
* Hüseyin Çelik ‘Başbakan kelle vermez’ dedi. İstanbul Valisi’nin gitmesi işi çözer mi?
Bu tek başına bir anlam ifade etmez. Sonra da ‘Hukuki süreçlere bağlı kalacağız, halkı da karar süreçlerine katacağız’ demeleri lazım. Buna uygun davrandığınızda halk bunu hemen hisseder.

Ertuğrul Günay GÖRMÜŞ

* Taksim Platformu’nun sunduğu talepler arasında 3. köprü ve havaalanının durdurulması da var. Gerçekçi mi bu talepler?
Çok gerçekçi ve hayati. Şimdi de üçüncü köprünün yaratacağı tahribata itiraz bir fantazi gibi gözüküyor. Bu konudaki en büyük oyun köprüye verilen isimdir. Onun etrafından tartıştırıyorlar. Bu çok gayriahlaki bir yöntem. Köprünün adı Pir Sultan olsa ne olur? Başbakan yarın çıkıp ‘Pir Sultan Abdal diye adını değiştirdim’ dese onun yaratacağı tahribata kayıtsız mı kalacağız? Köprünün kendisi bir faciadır. Gemilerini karadan yürütmüş bir millet köprüsüz ulaşım sağlayamayacak mı? Denizi daha etkin kullanmaya çalışacaksınız. Yapılaşma için ormanlara göz dikmeyeceksiniz. Doğa, paşa gönlüm kriterleriyle oynayabileceğiniz bir şey değildir. Doğa affetmez, intikamını çok acı alır. Onun için o talepler de en az Gezi Parkı kadar önemli.

* Üçüncü köprü ve havaalanı projeleri iptal edilmedikçe Gezi Parkı’ndaki topluluk dağılmayacak mı? Buna ben karar veremem. Buna o çocuklar karar verir. Ama havaalanı yüzünden kesilecek ağaçlar da 3. köprünün yaratacağı tahribat da Gezi Parkı meselesinden daha vahim sonuçlar doğuracaktır. Burada bir bilinç oluştu. İnat etmemek lazım. ‘Gelin kardeşim, ekosistemi bozmadan, çocuklarımızın gelecek hakkından çalmadan bir çözüm bulalım’ derseniz, 1 milyon tane çözüm gelir. Ben demiyorum, AK Parti milletvekili Ertuğrul Günay diyor; ‘Bizi bu imar lobileri yiyecek’ diye. Demek ki görmüş adam.

HER SEFERİNDE 5500 KM KARAYOLU, HIŞIRIM ÇIKMIŞTI

* Barış sürecinin başlamasında bu kadar kritik roller oynamışken Gezi direnişine katıldınız diye dışarıda bırakılmanız kırgınlık yarattı mı?
Böyle işlere nefsani yaklaşmamak lazım. Bir halkın geleceği söz konusu. Bu her türlü nefsin çok üstündedir. Gerçekten barışa katkı sunmak için heyette olmak şart değil. Barış uzun bir süreç ve birçok çehresi var. Ben film yaparak da sürece katkı yapabilirim, roman yazarak da... Ne kadar Meclis’teysem o kadar sokaktayım. Anayasa komisyonunda ne yazıyorsam, direnişçilerin arasında bir anayasanın nasıl olması gerektiğini gösteriyorum. Ayrıca ufak yollu mutlu olduğum da söylenebilir, çünkü her İmralı’ya gidişten sona 5500 kilometre araç kullanıyorum. Artık hışırım çıkmış vaziyetteydi.

SOKAĞA DÖNECEĞİM

* Meydandaki gençler ‘Başkan Sırrı’ diye karşılıyor sizi. CHP’nin de desteği olsa cumhurbaşkanlığı adaylığı düşünür müsünüz?
Hayır düşünmem, çünkü ben aktif siyaseti bir dönem yapacağım. Ondan sonra sinemaya ve yazılarıma döneceğim. Onlarla da siyaset yapılabilir. Siyaset sokakta daha iyi yapılıyor. Halihazırda Meclis, sokağı kavrama noktasından bir hayli uzakta.

GEZİ’DEN SONRA BEŞİKTAŞLI OLDUM, ÇARŞI SAFLARINDA....

* 12 günde hayatınızda ne değişti?
Gençlere âşık oldum. Bir de bugüne kadar bir futbol takımını tutmuyordum. Beşiktaşlı olmaya karar verdim, Çarşı grubu saflarında...

Kendime Ödev

Anadolu'daki 92 doğa katliamı noktası:

1. Allianoi , Su altında kalacak antik kent, Bergama, Paşaılıcası Mevkii, İzmir

2. Karaburun kanunsuz zeytin sökümü ve rüzgâr enerjisi projesi

3. Karadeniz Sahil Yolu Projesi

4. Taksim Meydanı Düzenlemeleri

5. Tortum Bağbaşı Hidroelektrik Santral Projesi

6. Eti Gümüş Siyanür Barajı

7. Tuz Gölü kapalı su havzasının kuruması

8. Uluabat Gölü

9. Sultan Sazlığı Sulakalanı

10. Kuzguncuk Bostanı

11. Kışladağ Altın Madeni

12. Muradiye Bendi Mahi Çayı'nda su paylaşımı

13. Marmara Gölü

14. Özbek Köyü Taş Ocağı İnşaatı

15. Yalova VOPAK Kimyasal Depolama Terminali

16. Yozgat Uranyum Madeni Projesi

17. Sarıkeçililer Yörüklerinin (Göçerlerin) Yaşam Biçimlerini Koruma Mücadelesi 18.llısu Barajı ve HES inşaatı

19. Çaldağ Nikel Madeni

20. Çıralı Sahilinin Kiralanması

21. Dilovası Organize Sanayi Bölgesi'ndeki Endüstriyel Kirlenme

22. Ergene Nehri'nin ve Su Havzasının Kirlenmesi

23. Fındıklı Paşalar Regülatörü ve Hidroelektrik Santral Projesi

24. Sinop Nükleer Santrali

25. Abant Gölü Tabiat Parkı

26. Üçüncü Köprü

27. Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar

28. Hotamış Sazlıkları

29. Aliağa Endüstriyel İhtilaflar

30. Kocaçay Deltası

31. Seyfe Gölü Kuraklık Problemi

32. Güneydoğu Anadolu Projesi

33. Gerze Termik Santrali

34. Loç Vadisi Cide HES

35. Yuvarlakçay Su Hareketi

36. Kazdağları Altın Arama

37. Beğendik Termik Santrali

38. Aliağa Termik Santralleri

39. Artvin Kabaca Vadisi HES

40. Bafa Gölü Tabiat Parkı

41. Akkuyu Nükleer Santrali

42. Bergama Altın Madeni

43. Istranca/Yıldız Dağları Maden ve Taş Ocakları

44. Sığla Ormanlarının Yok Olması

45. Burdur Gölü'nün Kuruması

46. Amasra Termik Santralleri

47. Şelale Deresi Hidroelektrik Santrali

48. Haydarpaşa Yapılaşma 49.Sugözü Termik Santrali

50. Sorgun Ormanı'nın Golf Sahasına Dönüştürülmesi

51.Elmalı Taş Ocakları

52.İstanbul 3. Havalimanı

53.Erzin Termik Santrali

54.Kurşunlu Taş Ocağı

55.S ilopi Termik Santrali

56. Çorlu Katı Atık Yakım Tesisi

57. Çakıllı Çimento Fabrikası

58. Mersin Mahallerinde Kentsel Dönüşüm

59. İkizdere Hidroelektrik Santrali

60. Düzenli Hidroelektrik Santrali

61. Otluca Hidroelektrik Santral Projesi

62. Afyonkarahisar Beyazı Taş Ocağı

63. Gökova Termik Santrali

64. Yatağan Termik Santrali

65. Alakır Vadisi Hidroelektrik Santral Projesi

66. Erzincan Altın Madeni

67. Trabzon Katı Atık Tesisi

68. Hamidabat Termik Santrali

69. Şenoz Vadisi Hidroelektrik Santralleri

70. Pülümür Barajı ve Hidroelektrik Santral Projesi

71. Salarha Vadisi Hidroelektrik Santrali

72. Güneysu Vadisi Hidroelektrik Santrali

73. Hemşin Hidroelektrik Santral Projesi

74. Kasaba regülatörü ve hidro-elektrik santrali

75. Karabiga Termik Santrali ve Kül Depolama Sahası

76. Aksu Vadisi Hidroelektrik Santrali

77.G elinkaya Hidroelektrik Santrali

78. Küçük Aksu Barajı ve HES, sulama projesi, malzeme ocakları, kırma yıkama eleme tesisi ve beton santralleri

79. Kayacık Hidroelektrik Santrali

80. Fol Deresi HES'leri

81. Gökçeköy HES

82. Çoruh Enerji Planı ve HES'ler

83. Solaklı Vadisi HES'leri

84. Kura Nehri HES

85. Karasu HES

86. Gökçeada'da altın araması

87. Gelivera Köyü'nün HES suları altı

88. Trakya 2B arazilerine yapılan lojistik ambarlar

89. Ataköy Sahil Şeridi

90. Maltepe Sahil Şeridi

91. Dersim Peri Suyu Hidroelektrik Santrali

92. Tonya Çimento Fabrikası

8 Haziran 2013 Cumartesi

Atatürk Kültür Merkezi

TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi, Başbakan'ın AKM'nin yıkılacağına dair yaptığı açıklamaya cevaben bir basın duyurusu yayınladı. Oda'dan yapılan açıklamada, yapının yıkılmasının hukuki anlamda mümkün olmadığına dikkat çekildi.

http://mimarizm.com/Haberler/HaberDetay.aspx?id=53114

Sabancı Holding'den de bir açıklama geldi:

http://mimarizm.com/Haberler/HaberDetay.aspx?id=53108

7 Haziran 2013 Cuma

Bir Başbakan'a Atmak Serbest Olabilir mi?

Araştırdım, doğru gibi... Başbakan Wall Street eylemlerinde 17 kişinin öldüğünü söylüyor. Herhalde Hürriyet'in aşağıdaki metni gerçek dışı değildir....

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/23455498.asp

ABD Türkiye konsolosluğunun twitter adresinden olay doğrudan yalanlanıyor...


Ve yaklaşık 17 saat sonra aynı siteye yeniden baktığımda, 4509 olan twit sayısı 4507'ye inmiş durumda.

Sondaki iki twit silinmiş...


 

Petrol Yasası

Çok eskiden bir petrol mühendisiyle tanışmıştım. Oldukça gençti... Türkiye'de petrol olmadığını söylemişti bana... Pekçok insanın bahsettiği bir şey vardır, bizim oralarda petrol kendiliğinde çıkar yerin üzerine derler... Bu çocuk bu yüzey petrolünün işlemeye değer olmayan, kalitesiz bir petrol olduğunu da eklemişti... Türkiye'de petrol var, yok bilemem tabii.. Ama 29 Mayıs'ta Meclis'ten yine bizim için çok olumsuz bir yasa geçti. Üstelik 206 oya karşı sadece 30 red ile.

TBMM’den geçen yeni Türk Petrol Kanunu mevcut yasadaki “milli menfaat” vurgusunu kaldırıyor “devlet hissesini” kuyularda sahalara göre azaltıyor .Tasarıya göre, orman ve milli parklarda, ilgili mevzuata göre izin alınarak ve bedelleri ödenerek petrol arama ve işletme faaliyetleri yapılabilecek.

Türkiye’nin petrol sektörü yeni Türk Petrol Kanunu ile birlikte artık yabancıların hakimiyetine terk ediliyor. Yabancı petrol şirketleri,milli petrol arama şirketimiz Türk Petrolleri Anonim Ortaklığı’na karşı imtiyazlı duruma geçiyor.

( http://www.meltemhaber.com/?artikel,3033/yabancilar-icin-petrol-kanunu/orhan-dede )

1- Yeni kanunla hudutlar, askeri bölgeler, ormanlık ve sit alanlarında petrol aranabilecek. Yabancı şirketlerin ruhsat aldıkları bölgede TSK’nın bir birimi varsa Silahlı Kuvvetler orayı boşaltacak.

2- Özel mülkiyete sahip araziler yabancı şirketler hesabına kamulaştırılacak. Bundan sonra bir vatandaşa ait toprağa göz diken yabancı şirketin teklif ettiği paraya razı olmazsa vatandaş, devlet o araziyi kamulaştırıp, yabancı şirkete verecek.

3- Daha önce 18 petrol bölgesine ayrılan Türkiye arazisi, kanunla kara ve deniz olmak üzere iki petrol bölgesine ayrılacak. Bu bölgelerde arama yapacak ekonomik güce sahip yerli bir şirket olduğunu sanmıyorum. Yani sadece yabancı şirketler kanundaki şartları sağlayabilir. Dolayısıyla yasanın sadece yabancı şirketler için çıkarıldığını söylemek mümkün.

4- Başvuru sahibi şirket iş programı için gerekli yatırım tutarının karada yüzde 2'si kadar, denizde yüzde 1’i kadar teminat verecek. Bu şartı da ancak çok güçlü şirketler sağlayabilir. Yerli şirketlerin önü bu şartla da kesilmektedir.

5- Kanuna göre, üretilen petrolün ve doğalgazın sadece sekizde biri devlete kalacak. Türkiye bütün petrol alanlarını yabancılara açıyor ve sadece sekizde biri devlete kalıyor.

6- Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) kanunla satış sürecine sokuluyor.

Red oyu veren vekillerden birisinin yaptığı konuşmaya göz atalım, sonra da araştıralım konuyu: ( tamamı için: http://www.yenimesaj.com.tr/?artikel,12006015/bugun-29-mayis-2013-petrollerimiz-elimizden-gitti/av-gulseren-aytas )

Niğde milletvekili Doğan Şafak:
 
“İran'ın milliyetçi önderi Muhammed Musaddık, 1944 Aralık ayında, İran Meclisine yabancı ülkelerle petrol müzakerelerini yasaklayan bir kanun tasarısını sundu. Uzun çaba ve mücadelelerden sonra İran Meclisi, 28 Nisan 1951 yılında İran petrolünü tazminat karşılığı devletleştirmeyi kabul etti. Bunun üzerine harekete geçen yabancı güçler, 1953 Ağustos ayında Musaddık'ı alaşağı ederek Şah Rıza Pehlevi'yi getirdiler. Pehlevi gelir gelmez ekonomik yaptırımları ve Musaddık'ın çıkardığı yasaları iptal etti.(...) 1973 petrol krizinden sonra İran şahı nükleer enerjiye yatırım yapmaya karar verdi. Şah Pehlevi eski bir rüyayı gerçekleştirmeye geri döndüğünde, 1978'e gelindiğinde, İran, dünyada 4'üncü ve 3'üncü dünya ülkeleri arasında açık farkla en geniş nükleer elektrik programına sahipti. 1977'de, 19 milyar Alman markı değerinde Alman firmasıyla 4 reaktör anlaşması yapan İran ve bundan rahatsız olan Londra ve Washington, Mayıs 1979'daki Avusturya Bilderberg toplantısında açığa çıkarılan Lewis Planı'nı devreye soktu. Plan, Orta Doğu'nun kabile ve mezhep çizgileriyle parçalanmasına önayak olmak üzere, Humeyni'nin arkasında saf tutacak Radikal Müslüman Kardeşler Hareketi'ne destek vermekti.” 

Aşağıdaki bilgiler de SOL'un internet sitesinden:

http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/yeni-petrol-kanunu-ormanlari-ve-denizleri-sermayenin-talanina-acti-haberi-74246?fb_action_ids=10151708877812154&fb_action_types=og.recommends&fb_source=other_multiline&action_object_map=%7B%2210151708877812154%22%3A139747972885154%7D&action_type_map=%7B%2210151708877812154%22%3A%22og.recommends%22%7D&action_ref_map=%5B%5D

Gezi Parkı direnişi devam ederken, yerli ve yabancı sermayenin çıkarlarını gözeten Türk Petrol Kanunu Tasarısı önceki gece geç saatlerde Meclis Genel Kurulu’nda kabul edildi. Yeni yasayla ormanlarda ve denizlerde petrol arama ve işletme faaliyetlerine izin verildi.
Aralık ayında TBMM'ye sunulan ve TPAO’yu zayıflatarak yabancı petrol tekellerinin önünü açan Türk Petrol Kanunu Tasarısı uzun süren görüşmelerin ardından Meclis Genel kurulunda kabul edilerek yasalaştı.
TBMM'den geçen yeni Türk Petrol Kanunu ile mevcut yasadaki "milli menfaat" vurgusu kaldırılmış ve "devlet hissesi" sahalara göre azaltılmış oldu. Ayrıca yeni yasayla yabancı petrol tekelleri ile yerli ve yabancı sermayeye yeni teşvik ve kolaylıklar sağlandı.
Ormanlarda ve denizlerde petrol aranacak
Yeni petrol yasasının en dikkat çekici maddelerinden biri ormanlarda ve denizlerde petrol arama ve işletme faaliyetlerine izin verilmesi. Buna göre Türkiye’de petrol arama ruhsatı olan yabancı şirketler izin almak ve bedelini ödemek şartıyla artık ormanlarda petrol arayabilecek.
Böylece Orman Kanunu'na göre orman sayılan yerlerde ruhsat ve izin alanlarında da ilgili mevzuata göre izin alınarak ve bedelleri ödenerek petrol arama ve işletme faaliyetleri yapılabilecek.
Yeni yasayla Türkiye 18 petrol bölgesi yerine kara ve deniz şeklinde iki petrol bölgesine ayrılacak. Kara ve deniz bölgelerini ayıran kıyı çizgisi sınır kabul edilecek.
Kanuna göre, petrol hakkı sahibi, arama veya işletme ruhsatında veya civarında petrol işlemi için gerekli arazinin kullanma hakkını; arazi özel mülkiyete ait ise anlaşma; anlaşmazlık durumunda ise kamulaştırma yoluyla elde edebilecek. Arazi Hazine'ye ait ise Maliye Bakanlığı'ndan bedeli karşılığında kiralamak, irtifak hakkı tesis etmek veya kullanma izni almak ve ruhsatına kaydedilmek suretiyle kazanabilecek.
Anlaşmaya dayanan kullanma hakkı 3 yıldan fazla sürdüğü takdirde özel mülkiyet konusu arazinin kamulaştırılması, arazi sahibi veya petrol hakkı sahibi tarafından istenebilecek.
TPAO’nun özelleştirilmesinin önü açıldı
Yeni yasada "Devlet adına arama ve işletme ruhsatı alma hakkı TPAO'ya aittir" hükmü çıkarıldı. Böylece süresi dolan petrol üretim sahalarının devlet adına üretime devam etmesi için TPAO'ya verilmesini öngören yasa maddesi kaldırılarak, bu sahaların özel sektör şirketlerine sunulmasının yolu açıldı. Dolayısıyla Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın (TPAO) tasfiyesinin ve özelleştirilmesinin de önünü önü açılmış oldu.
Yerli ve yabancı sermayeye petrol arama ve işletme ruhsatı verilecek
Yasaya göre araştırma izni, arama ruhsatı ve işletme ruhsatı alınmadan hiçbir petrol işlemi yapılamayacak. Yasadaki esaslara uygun olmak şartıyla, sermaye şirketlerine veya yabancı devletler mevzuatına göre sermaye şirketi niteliğinde bulunan özel hukuk tüzel kişilerine araştırma izni, arama ruhsatı ve işletme ruhsatı verilebilecek.
Hudutlarda, askeri yasak bölgelerde, tarihi yerlerde ve yerleşim yerlerine hangi mesafede petrol işlemi yapılabileceği yönetmelikle belirlenecek.
Petrol hakkı sahipleri, 1980'den sonra keşfettikleri petrol sahalarında ürettikleri ham petrol ve doğalgazın tamamı üzerinden, kara sahalarındaki yüzde 35'ini ve deniz sahalarında yüzde 45'ini ham veya mahsul olarak ihraç etme hakkına sahip olacaklar. Geri kalan kısım ile 1980'den önce bulunmuş sahalardan üretilen ham petrol ve doğalgazın tamamı ve bunlardan elde edilen petrol mahsulleri ülke ihtiyacına ayrılacak. Bakanlar Kurulu bu oranları yeniden belirlemeye ve uygulamaya ilişkin usul ve esasları düzenlemeye yetkili olacak.
Petrol hakkı sahibine ait olacak
Kamu yararı niteliğindeki kamulaştırma kararı, talep üzerine Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nca verilecek. Kamulaştırılan arazinin mülkiyeti, Hazine'ye kullanma hakkı kamulaştırma bedelini ödeyen petrol hakkı sahibine ait olacak. Bu durumda, Maliye Bakanlığı tarafından petrol hakkı sahibi lehine bedelsiz olarak ve ruhsat süresi kadar kullanma hakkı verilecek. Arama ve işletme ruhsatı iptal edilirse kamulaştırma bedeli iade edilmeyecek.
Arayıcı veya işletmeci, arama veya işletme ruhsatı içindeki ve civarındaki arazide, sondaj dâhil çeşitli yöntemlerle su aramaya ve bulunan suları kullanma hakkına sahip olacak.
Gelir vergisi kesintisi kârın yüzde 55'i geçmeyecek
Petrol hakkı sahiplerinin safi kazançları üzerinden ödemekle yükümlü bulundukları vergiler ve hissedarları adına yapmaları gereken gelir vergileri kesintisi toplamı, yüzde 55'i geçemeyecek. Dar mükellefiyet esasında vergilendirilen kurumlara petrol arama faaliyetleri için yapılan serbest meslek kazancı ödemelerinden Kurumlar Vergisi Kanunu uyarınca yüzde 5'i oranında tevkifat yapılacak.
Petrol işlemleriyle birlikte diğer faaliyetlerde bulunan petrol hakkı sahiplerinin petrol işlemlerine ait faaliyetleri, diğer faaliyetlerinden ayrı olarak muhasebe kayıtlarında izlenecek ve vergilendirilecek. Esas faaliyetleri bu kanuna göre petrol işlemi olan iki veya daha fazla petrol hakkı sahibi, aralarında bir ortaklık oluştursa bile ayrı ayrı vergiye tabi olacak. Petrol hakkı sahibinin, elde edeceği gelirler, yabancı kurumlar için, sermayenin cari kur üzerinden geri alınmasına kadar; yerli kurumlar için ise yapılan yatırım maliyeti itfa yoluyla gidere dönüştürülene kadar itfa payı olarak alınacak.
Petrol hakkı sahiplerinin geçmiş yıllarda yabancı para cinsinden ithal etmiş olduğu, fakat halen transferi gerçekleşmemiş sermayesinden arta kalan miktarlar için de bu kural uygulanacak.